Yavaşla ve Sadeleş

Yavaşla ve Sadeleş

Son zamanlarda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Yorgunluk ve bıkkınlık mı, heyecan ve merak mı? Omuzlarınıza aldığınız ağırlıkların altında kaç sabah  huzurla uyanıyorsunuz? Hep bir yerlere yetişme telaşı  veya  geç kalmışlık kaygısı kaçınızı rahatsız etmiyor? Sahi en son ne zaman dinlendiniz? Beyninizdeki kalabalıktan kaçıp kendinizi dinlediniz? Günlük  trafiğinizden sıyrılıp çocuğunuza sakince en son ne zaman uzun uzun baktınız? Ne zaman kendinizi  ona  bırakabilerek,  saatlerce oynadınız, kıkırdadınız? Ne zaman eşinizle göz göze geldiniz? Hani gerçekten herkesin uzmanmış gibi bilgi bombardımanına tuttuğu annelik notlarından sıyrılıp, sadece iç sesinizi , vicdanınızı, duygularınızı dinleyerek doğal anneliğinizle ne zaman yüzleştiniz?  Çocuğunuzla, eşinizle yağmurun nasıl  rahmetle indiğini hissettiniz, hissettirdiniz? Durup, bir taşı  çatlatan narin yapraklı bir çiçekte esmayı temaşa ettiniz, farkettirdiniz?

Birçok insan belli ölçüde geçerliliği olduğunu düşündüğü mazeretlere sığınarak sürekli koşturur. Peki koştururken etrafındakilere  dikkatli   bakmak, detayları farketmek, olağan gibi görünen olağanüstü hallere hayret etmek mümkün mü? Büyük bir gürültünün içinde  derin düşüncelere kim rahatlıkla dalabilir? Etrafındaki, kafasındaki, kalbindeki  kalabalıklar içerisinde iç sesini yahut çevresindeki mühim kişileri kaç kişi duymayı başarabilir? Sevdiklerinize ayırdığınız zaman dilimleri nasıl; koşturmaca içinde mi yoksa tadını her saniye çıkarabildiği sakinlikte mi?

Maalesef   metropol  hayatı, çalan telefonlar, cevaplanması  gereken mailler, durmadan bir yerlere yetişme zorunluluğu, takip etmek zorunda hissedilen sosyal medya hesapları… Çoğunlukla hepimiz her sabah çalan alarmın sesiyle güne başlar bu koşuşturmacanın içinde kendini kaybeder. Sosyal medya denilen illette sunulan  mükemmel(!) hayatlar, anneler, sofralar, aile ilişkileri… Ve bir yarış pistindeymiş  gibi  birbirine yetişmeye çalışan yorgun yürekli izleyici kitlesi oluşur. Ulaşamamanın veya ulaşmaya çalışmanın stresiyle tat kaçar ve huzursuzluk girdapları da beraberinde gelir.

Bu koşturmacada elbette birçok rolümüz zarar görür.  Fakat etkileşim içinde olduğumuz öyle önemli bir rol daha var ki zarar gören o başrol oyuncusunun   hayatındaki kaybettiği anların, duyguların  telafisi çok zor. Mağdur ettiği taraf bir ‘nesil’.  Bu  hız da, kalabalıkta  anne ve baba olmak… Birşeyler   yapmak isteyip mecal bulamayan, vakit ayarlayamayan,  dinlenen ama dinginleşemeyen, mükemmel olmaya çalışırken kendi olmayı bile başaramayan ebeveynlerin sayısı hızla artar.

Bu kaosta ebeveynlerinin korkularına, arzularına, hırslarına ve hayatlarının çok hızlı temposuna maruz kalan mağdur olan çocuklar kendi sınırlarını oluştururlar. Yani kendilerine güvenli alan çizerler. Bu alana ebeveynlerini dahil etmezler. Bu nedenle bağ kuramazlar . Kendilerini de derin bir boşlukta kaybederler. Mizaçları  vahim derecede  zarar görür. Onların geleceği için koşturan(!) ebeveynlerle ‘anını’ yaşayamaz, doğal olamaz dolayısıyla hissedemez. Gerçek iletişimden gittikçe uzaklaşan bireylere dönüşür. Eğlensin diye hafta sonu ‘avm’ ye götürülen,  görev yapma bilinciyle oyuncaklara boğulan,  istekleri her şekilde yerine gelmesine rağmen mutlu olamadığı için ebeveynleri   tarafından  azarlanan asık suratlı ve memnuniyetsiz bir nesil. Peki nerden başlamak nasıl sıyrılmak gerekir?

 

 

 

“Çok fazlanın yükünden arınmak”

İnsana  yük gelen, kendini kötü hissettiren, ağırlaştıran, yoran her  fazlalıktan  ve bir yerlere sürekli bir şeyler yetiştirme telaşından uzaklaşmak atılacak ilk adım…Mesela insan kendinde bir iş yaparken başka bir işi daha yapma dürtüsü hissediyorsa bu dürtüye aldırmamayı denemeli. Ve sadece yaptığı işe odaklanmalı, asla bırakıp diğerine gitmemeli. Daha çok değil daha az yerde görünmeli,  daha çok ve daha mühim şeyleri  farketmek için aslında daha az şeyler yapmalı.  Eşyanın, kıyafetin, telefon rehberindekilerin, sosyal medya hesaplarının, kitapların, kelimelerin, her şeyin fazlasından ihtiyacı olana vermek insanın kendisi için yapabileceği sadeleşme adımları. Çalan telefona koşmak yerine zihninize o an çocuğunuzla kalmanız ve ona yönelmeniz gerektiği telkinini verin. Hiç kimse rüzgarın teninizde, ruhunuzda oluşturacağı sukuneti, yağmurun kalbinize işleyeceği kokusunu ‘Dur’ madan farkedemez. Bu nedenle  basit gibi görünen rutin olaylara içsel dürtülere rağmen anlam yüklemeyi denemeliyiz.

Çocuklarımızın hızı günlük hayatın rutin hızıyla asla uyumlu değildir. Çocuğun hem dönemine hem de  mizacına uygun bir hızı vardır. Şayet ebeveyn çocuğundan  hayatın hızına  uyum sağlamasını isterse, bu konuda farkında olmadan baskı gösterirse  çocuğuna zarar verir. Ebeveynliğimizde sadeleşme süreci; dikkatimizi dağıtarak çocuğumuzla olmamızı engelleyen her zihni durumdan  bilincimizi, kalbimizi temizlemektir.

Çocuğun odasında sadeleşmeye; oyuncak ve kitaplarından başlanabilir. Burada ise çocuğun bağ kurduğu oyuncakları onun haberi olmadan alıp vermek değil de ikna ederek  vermek veya  bir kısmını bir süre kaldırıp yokluğuna alıştırmak gerekir. Çocuk oyuncağıyla bağ kurar onun verilmesi başkasının alınacağının habercisi olursa doyumsuzluk oluşur bu nedenle  ikna etmek en sağlıklı olandır. Oyuncaklardan kurtulurken sade olan oyuncakları bırakmak, kırık olanları, gelişimine uygun olmayanları, aynı tarzda olanları, uzun zamandır oynamadıklarını elemekle başlayabilirsiniz. Hayat felsefenize   yeni   ritüeller ekleyebilirsiniz.

 Mesela muhakkak çocuklarınızla her gün yürüyüş yapıp, kainatta farklı olan canlıları izleyebilir, Esmaül Hüsna’yı okuyabilirsiniz. Sohbet edebilir gördükleriniz hakkında onu heyecanlandıracak sorularla  farkındalık oluşturabilirsiniz. Her hazzın hızla tüketildiği ve yerine satın alacağımız yenilerinin üretildiği bu zamanda beklemenin nasıl bir nimet olduğunu çocuğunuzla beraber toprağa dikeceğiniz bir meyvenin gelişimini seyrederek hissedebilirsiniz.

Hayatın duvarına çarpmadan  durup sakinleşmek ve ömrümüzün  detaylarını  farketmek  herkesin ruhuna iyi gelecek… Ötelemeyi bırakıp vicdanımıza kulak kesildiğimizde aslında ihtiyacımızın da bu olduğunu hissedeceğiz. Evimizin hayatın daha yavaş aktığı, daha rahatlatıcı, dinginliğiyle huzur ve güven duygusunun  hissedildiği bir yer olacak. Mutluluk sade bir yaşamda gizlidir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Instagram did not return a 200.